“İkimizin de gerçekten bilmeye değer bir şeyler bildiğini zannetmiyorum, fakat ben en azından bu adamdan daha bilgeyim, çünkü o hiçbir şey bilmediği halde bildiğini zannediyor, ben ise bilmiyorum ama bildiğimi de düşünmüyorum. Bu küçük noktada ben ondan daha avantajlı görünüyorum.”

Sokrates (Plato – Sokrates’in Savunması)

“Sen kimsin ki insanlara bir şeyler öğretmeye kalkıyorsun?”

Kendisi için – Tosun Bekir Bayraktaroğlu (Amerika’da Bir Türk – Şeyh Tosun’un Hatıratı)

“Mevlana mesela Mesnevi’yi yazmasıydı bugün o yaklaşımda insanlar yine olacaktı. Mevlana bugün yaşasaydı herhalde yazmazdı. Sadece düşünürdü…”

Erkan Oğur – Bir Söyleşisinden

Hikmetin peşinde olmak… Bilmediğini bilmek. Kendini bilmek…

Sanat yapıyorum diye ürün pırtlatmamak, dünyayı daha fazla kirletmemek, edebli olmak…

Sokrates bir fertti. Fusus’ül Hikem’de peygamber için de öyle denmişti…

Sokrates yazmadı, öleceği ana kadar aradı. Çünkü ölümün bir son olmadığının farkındaydı. Biten birşey yok ki arayış da bitsin…

Sokrates yazmadı, kendisiyle savaştaydı, kendinisini arıyordu, soranlara bundan bahsedebilirdi ancak… Gidince o gitti. Yazmasa da ürün bırakmasa da bilgeliği öğretti, bilmemeyi bilmenin değerini. Artistlik yapmamayı lan!

Öğrencisi Platon yazdı onu. Yazarken de ancak diyalogları serdi gözler önüne, buyrun siz karar verin dedi.

Yine de Platon yazarak Doğu’ya ihanet mi etti? Öğrencisi Aristo çok yazdı sonraları çünkü…

Hiçliğin güzelliğini anlamak lazım, ya da çölün sonsuz zamansızlığını.

Çöl bin yıllardır aynı ama farklı. Kum tepeleri şekillendiriyor çölü. Ama her seferinde farklı kum tepeleri…

Doğu şehirleri yok oldu. Tokyo, İstanbul, Semerkand…

Neden mi? Binalar yok olduğu için değil. İnsanlar yok olduğu için…

Doğu’nun insanı vardır çünkü. Şehir ve insanlar sürekli değişir ancak şehir ve insanlar hep aynı kalırdı. Çöller gibi…

Batı dışkılasın dursun üstümüze sanatlarını. Biz Batı olmadıkça onlar gibi oturaklı tuvaletler yapamayacağız ve onlar gibi filmler çekemeyeceğiz…

Arada kalmak kötü…

sdmimproje