2012 Kasım. İstanbul Çamlıca Tepesi için açılan ilk yarışmanın sonuçlarının belli olmasının hemen ertesi.

Her şey İstanbul Çamlıca’ya bir cami yapılacağının duyurulmasıyla başladı. Bunun üzerine karara itirazlar geldi. Planlanan cami yerine neler yapılması ve yapılmaması gerektiği bir çok kişi ve kurum tarafından belirtildi.

Yapılması planlanan cami için yarışma açıldı. Akabinde caminin tipi için itirazlar geldi.

Yine bir çok kişi ve kurum caminin tipi, veya projesinin elde ediliş biçiminin nasıl oması gerektiğini sıraladı.

Örneğin Fatih Altaylı’nın yazısından bir parça:

Ama ilk gün dediğim gibi, “güzel bir cami”… Ama çağdaş İslam’ı anlatacak, mimarisiyle hem Türkiye’nin, hem İslamiyet’in 21. yüzyıldan geleceğe bakışını gösterecek bir cami. En başından beri yazdığım gibi böyle projeler öyle üç beş haftada yapılamaz. İstanbul’u tanıyacak, İslamiyet’i tanıyacak, Türk kültürünü, gelmişini geçmişini bilecek, bu kentin doğasını anlayacak, ruhunu özümseyecek… Sonra oturup çizecek. Dün için değil, bugün için değil, gelecek için çizecek. “Dünyanın en önemli mimarları bu işe seferber edilmeli” dedim hep. En başta Zaha Hadid. Belki Norman Foster. Hâlâ çizebiliyorsa Frank Gehry. Ya da Santiago Calatrava. Ve tabii bizimkiler. Emre Arolat, Murat Tabanlıoğlu, Han Tümertekin… Bunlar çizmeli Çamlıca camiini.

 

 

Eleştirmek haktır. Ancak her eleştiri çözüm reçetesi vermeyi zorunlu kılmaz. Mimarlık gibi konularda, özellikle kamuyu ve önemli şehir alanlarını etkileyen inşaların nasıl olacağının veya kimin tasarlayacağının kararının basit olamayacağı aşikardır.

Bizce yapılmak istenen cami aslında bir tür görsellik arzusunun sonucu. Karaköy’den Süleymaniye tarafına bakan birisinin, siluete bir cami daha eklenmesini dilemesi gibi. İşte bu noktada başka türlü bir inşa arzusu da devreye girmiş gibi görünüyor. Sibel Bozdoğan’ın “Modernizm ve Ulusun İnşası” kitabında anlattığı türden bir inşa. Öyle ki Çamlıca’ya uzaktan bakıldığında gerçek bir cami gibi görünecek, üzerinde klasik Osmanlı Camisi resmi olan devasa bir tabela da bu işi görür gibi. Bu da bir fikirdir ve bu da bir inşadır. Tıpkı Fatih Altaylı ve benzerlerinin fikirleri gibi.

Birkaç aydır klasik Osmanlı Camisi imgesi Çamlıca’ya inşa edilmiştir. Gerçeği değilse bile imgesi basın yayın ortamlarında internette varolmuş ve zihinlere kazınmıştır. Bu imge inşa edilmiştir. Ve bu süreçte caminin tipinin ya da caminin elde ediliş biçiminin nasıl olması gerektiğini belirtenler de, camilerini seslerinin duyulduğu oranda inşa etmişlerdir.

Söylemeliyiz ki böylesine önemli addedilen bir projenin üretiminin biçimini kimse bilemez. Ancak üzerinde mutabık olunacak bir karar bulunabilir. Aksi taktirde örneğin Fatih Altaylı’nın önerdiği proje elde ediliş biçiminin taklit Klasik Osmanlı Camisi projesinin ortaya çıkışından çok da farkı yoktur. İki tarz da kişisel inşalardır. Hangisinin daha doğru olduğunu bilemezsiniz. “Kutsal Avrupa” daha önce yapmış olsa bile…

Bunun yanında genel olarak “inşa edemezsiniz”in bu kadar çabuk “şöyle inşa etmelisinize” dönmesi bizi hayli şaşırttı.

 

sdmimproje