Çocuğa Anlat

Günlerden birgün, güngörmüş çok okumuş, pek gezmiş, mütekamil bir ak sakallı, gül çehreli amca, oğlunu karşısına alır ve der ki:

“Bak evladım, canım, ciğerim. Sana bir hikaye anlatacağım. Bu hikayeyi sana çocuğa anlatır gibi anlatacağım çünkü sen çocuksun.

Evvel zaman içinde iki adam varmış. Biri şarkta, biri garbta yaşarmış. Şarktaki, batıdaki ne yapsa onu yapar, taklit edermiş. Garpta yaşayan şarkta yaşayana demiş ki, “ben Berlin’den kalkıp Monako’ya gideceğim, ağabeyimi göresim geldi” şarktaki durur mu “ben de yolculuk edeceğim, İstanbul’dan kalkıp Marakeş’e gideceğim, ben de ağabeyimi göreceğim” demiş. Doğu’lu adam Batılı’dan yol tarifi almış “sırtı karlı dağları sırtına al, dosdoğru üç gün deve adımıyla yürü, karşına çıkan geniş nehri geç, aman ha sıkı giyin soğuktur oralar, insanlarla pek konuşma dilini bilmezler hiddetlenirler sana” gibisinden anlatmış durmuş Berlinli adam.

Çıkmışlar yola, az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler. Biri varmış Monako’ya ama diğeri kaybolmuş. Marakeş’e diye neresi olduğunu bilmediği bir yere gelmiş. Kimseye de sormamış etmemiş ben neredeyim diye. Hem çok sıcakmış elbisesi kalın gelmiş ama garblı arkadaşı dediyse bir bildiği vardır diye çıkarmamış üstündekileri. Batılı adamın verdiği tarifin Monako’ya giden yol olduğunu da anlamamış. Ah benim güzel evladım o adam yaban ellerde biçare kalakalmış.

İşte benim canım, herkes kendi yolunu yürür, her yolun şartları başkadır, coğrafyası iklimi başkadır. Sen sen ol aklını kalbinden kalbini aklından bihaber etme. Batıyı taklit edeceğim diye kendi ufkunu darlatma. E’mi benim akıllı evladım?

Amcanın oğlu e demiş. Bu masal da böyle bitmiş. hadi bakalım kerevete…