Hilmi Yavuz 1991′de ne dedi?

“Evliyâ’ya başvuralım: Çelebi, Edirne’de Yıldırım Han oğlu Birinci Mehmed Camii’nin mihrab önündeki bahçesinden söz eder; bu bahçede biten lâle, sümbül ve erguvanın güzel kokularının ‘dimağları kokulandırdığını’ bildirir -şöyle der:

‘Vakıf tarafından cami-i şerife bakan mütevellisi vasıtasıyla gül, sümbül, nergis ve zambak mevsiminde bütün cemaat safları arasına, mezkûr çiçeklerle nice hokkalar konulup camiin içi nurlanır ve kokulanır.’

Düşünebiliyor musunuz, camiin içi güllerle, sümbüllerle, nergislerle, zambaklarla donanıyor, -ve cemaat, bu kokuları soluyarak ibadet ediyor! Haz’la işlev’i, böylesine bütünleştirmiş bir kültürdür Osmanlı kültürü…

 

…İstanbul bahçelerle, bahçelerle, bahçelerle salkım saçaktır o zamanlar -ve 1852′de, İstanbul’da İngiliz Sefareti’nde İkinci Konsolos C. T. Newton (Halikarnas Mozolesi’ni gün ışığına çıkaran ünlü Newton’dur bu!) Travels and Discoveries in The Levant’da, Dr. Mortmann’la birlikte yaptıkları İstanbul gezilerini anlatırken, surların üzerindeki bir kuleden kuşbakışı seyrettikleri İstanbul’un o görkemli yeşillik örtüsünü gördüğünde şaşırdığını belirtir: ‘Tanrım’ der, ‘ne kadar çok bahçe var İstanbul’da…’ ”

Hilmi Yavuz – Kendime, İstanbul’a, Kadınlara Dair…

bkz. Modern dünyada ezan, şehir için bir tasarım öğesi olabilir mi?

sdmimproje