300 lahmacun yedi.

Tek ayak üzerinde 12 saat 22 dakika durarak bu alandaki dünya rekorunu kıracağına ayağını kırdı.

Gözünü pörtleterek 22 dakika kendi etrafında döndü.

Latife bir yana, yeni yapılması planlanan Çamlıca Cami’si için okuduğumuz bir haber bizi gayri ciddi yollara soktu. Bu konu ile alakalı bir yazı ancak tebessüm ederek yazılabilir gibi geldiğinden (ki şu an tebessüm ediyoruz) rekorlarla ilgili espriler yazdık. Okuduğumuz haberde, Çamlıca’ya yapılması planlanan caminin mimarı ile bir söyleşi gerçekleştirilmişti. Mimarın sözlerinden ufak bir paragraf aktarıyoruz:

“Proje büyüklük olarak çok iddialı. Ecdadın yaptığından da geniş kubbe kullanacağız. Minareleri dünyadaki en yüksek cami olacak. Medine-i Münevvere’yi (Minaresi 105 metre) bile geçeceğiz. Minimum 6 minare olacak ama bir sürpriz de olabilir.”

Açıkcası sadece, caminin mimarının böyle sözler sarfetmiş olması bizi bu yazıyı kaleme almaya sevk etmedi (hem belki de haber ciddi değildir, çünkü ciddiliğine inanamıyoruz). Genel olarak üzerine düşündüğümüz bir konuydu bu. Hatta daha önce de konu ile alakadar bir yazı daha paylaşmıştık.

En, İlk, Tek ve Simulakr.

Modern zihin sayıları sever. Sabahları borsa, akşamları futbol topunu sayar. Hangi hisse kaça gitmiş, hangi topçu topa kaç kez vurmuş…

Aynı modern zihin sayılarla olan bu ilgisini mimariye de aksettirir ve bol bol: en, ilk, tek der. Kısacası nitelikten ziyade nicelikle uğraşmak daha kolay gelir.

Mimar Sinan’ın Ayasofya’ya göre farklı bir teknik kullanarak uyguladığı kubbenin genişliğini ağzına sakız eder ve yeni yapacağı kubbe genişliğini betonarme ile uygularken Selimiye ile karşılaştırır. Oysa şimdiki tekniklerle Selimiye kubbesi genişlik olarak lafı edilmeyecek bir boyuttadır.

İnsanın modernleştiğini herkes kabul eder; sabah 9, akşam 6 çalışma saatlerini, yeni eğitim sistemini, farklı eğlence şekillerini, cumartesiyi, pazarı, avmleri. Ancak bu kadar değişkenin içinde bazı şeyler hala acemice gelenekselle özdeşleştirilmeye çalışılır.

Geleneksele bu kadar bağlanma çabasının yanında, işin mana boyutu görmezden gelinir, örneğin islam dininin şatafat, büyüklük, gösteriş gibi konularda neler dediğine bile bakılmaz.

Bab’aziz ve Mimari from sdmim on Vimeo.

Uzun lafın kısası, detayların güzelliğindense göze sokulan kaba sayıların tercihine çoktan alıştık. Çamlıca camisin 12123&%+&23982332jr029/(%r*29343 sayıdaki minaresi pek de ilgimizi çekmiyor artık. Ya da 300 lahmacun yiyen adam kadar dikkate değer ancak.

Belki dünyanın en büyük döneri ama muhtemelen güzel bile değil. Zaten güzel olması da kimsenin umrunda değil.

Not: İstanbul siluetine Klasik Osmanlı stilinde bir cami yapmanın önemli bir problematiği de; algıda, yeni yapılan caminin Osmanlı camisi sanılması olacaktır. Yani yeni yaptığınız camideki her türlü ölçek, detay vb. hatalarının Osmanlı’ya mal edilmesi durumu var.

Nitekim Haydarpaşa’daki cumhuriyetten sonra klasik tarzda inşa edilmiş cami bazı kişilerce Osmanlı klasik dönemine ait sanılmaktadır. Ancak ölçek ve yapı olarak Osmanlı döneminde yapılmamış hatalar içermektedir.

Klasik tarz bir cami inşa edip herkesin bir mimarlık tarihçisiymiş gibi eski ile yeni camileri birbirinden ayırmasını bekleyemezsiniz.

sdmimproje