Turgut Cansever’in bir kitabına da adını veren meşhur “Kubbeyi yere koymamak” söylemi önemi itibariyle çokça tartışılması gereken bir konu. Bu sözün, kubbenin hem gerçekten hem de bir metafor olarak keyfi oynamalara, oraya buraya koyulmasına bir tepki olarak söylenmiş olduğunu da söyleyebiliriz. Daha fazla konuşmadan Uğur Tanyeli’nin konu hakkındaki açıklayıcı ifadelerine bir göz atalım önce:

“Turgut Cansever’in Antalya’daki Karakaş Camisi  dikkatten kaçmıştır; hatta bana itinayla dikkatten kaçırılmış bir yapı gibi  gelir. Nedeni de şu: Düpedüz, her şeyiyle tarihselci diyebileceğimiz bir yapıdır o. Büyük ölçüde geleneksel teknolojiyi ve geleneksel plan şemasını kullanıyor.  Uzman değilseniz baktığınızda, geç 14.yy’da yapılmış bir Batı Anadolu  Beylikler Dönemi yapısıyla karşı karşıya olduğunuzu bile  düşünebilirsiniz. Bu kadar tarihselci bir yapı! Buna karşılık bu tarihselci  yapı, bence ciddi bir kültürel eleştiri zemini üzerinde inşa ediliyor.

“Bunu, yıllar önceden başlayan bir çerçeveden okuyacak olursak, söz  gelimi ‘kubbeyi yere koymamak’ olarak zamanında Turgut  Cansever’den dinlediğim ve tersini düşünmeye alışık olduğum için şaşırdığım, ama anlamlı da bulduğum bir şeyi, bu kez mimarlık bağlamında yeniden  gündeme taşıdığını söyleyebilirim. Biz, Turgut Bey’in bakış açısından değil, Vedat Dalokay’ın Kocatepe’de uygulanamayan camisine ağlama  kuşağından geliyoruz. Bize hep söylenen, “Ne kadar güzel, burada modern  bir cami yapılacaktı. Ama bize müsaade etmediler ve yaptırmadılar” oldu. Turgut  Bey’den bunu yıllar önce dinlediğim zaman, çok akıllıca bir şey söylediğini  hatırlıyorum. Mealen anlatacak olursam, “Kubbe gibi simgesel anlamları da  olan bir gerçekliği, istediğimiz gibi oynayabileceğimiz bir morfik eleman olarak  kullanabiliriz şeklindeki iddianız sağlıklı mıdır?” sorusunu soruyordu. Bu,  o kadar da yabana atılır bir soru değil. Kubbe formunu kabul edeceksiniz, ama  Osmanlı kubbesi gibi olmayan ve yine de Osmanlı kubbesinin anılarını kullanan  bir mimari ortaya koyacak, bir anlamda riyakarlık yapacaksınız. Bu, bir  riyakarlık, ikiyüzlülük. Bu gerçeği biz, doğrusu, uzun bir süre  düşünmemiştik. Düşünülmesi gereken bir kültürel eleştiri boyutuydu bu. Tamamen kubbeyi unutursunuz, Le Corbusier’in Ronchamp’da  yaptığını yaparsınız; o zaman söyleyecek sözümüz olmayabilirdi. Ama siz, Vedat  Dalokay’ın yaptığı gibi, İslamabad’da yapıldığı gibi, Osmanlı merkezi  planlı camisini alacaksınız, minareleri aynı yerlere koyacaksınız,  kubbeyi aynı yere koyacaksınız, bütün kompozisyonu Osmanlı’dan bir anlamda kopya  çekeceksiniz, ama hepsinin üzerindeki ayrıntıları zımparanızla  sileceksiniz. Şimdi bunu yaptıktan sonra modern olduğunuzu söylemenin  bir imkanı yok. Bu sadece “Klasik olanın üzerindeki tozu silerseniz, geriye  modern kalır” demek kadar safça bir  durumdu.

Kubbeyi alıp, sadece altyapısını ondan koparıp, başka bir  yere oturtmanın, ‘kubbeyi yere koymak’ biçiminde bir metaforla  anlatılması, doğrusu, o zaman da bana oldukça çarpıcı gelmişti. Şimdi Antalya  Karakaş Camisi’ni okuduğum zaman, bütün bu riyakarlığın nasıl mahkum  edilebildiğini görüyorum. Bu, çok bana özgü bir durum olabilir;  katılmayacakların da azımsanmayacak sayıda olduğunu tahmin ederim. Ama  tarihselci bir mimarlık yapıyorsanız, tarihselciliği teknik özelliklerini de  içerecek kadar kapsamlı düşünmek gerektiğini de ima ediyorsunuz demektir. Tarihselcilik, sadece biçimlerin tarihsel gibi görünmesinden ibaret  olamaz. Böyle bakınca Turgut Bey’i, söz gelimi, William  Morris veya Arts and Crafts geleneğinde bir çizgiye, o  çerçeveye oturtmak, bana anlamlı geliyor. Bu anlamda Antalya Karakaş Camisi,  Turgut Cansever’in son dönemini en iyi temsil eden önemli bir ürün gibi  gözüküyor.”

Karakaş Cami

Uğur Tanyeli, Turgut Cansever’in söylediği sözü mimari anlamda fazlasıyla açıklayıcı hale getirmiş. Ancak siz de fark etmişsinizdir ki, Turgut Bey’in demek istedikleri geleneksele ya da değerlere ait şeyleri keyfi olarak alıp çekiştirip büzüştürmenin olduğu her alan için geçerli aslında.

Gerçekten yeni şeyler üretme çalışkanlığındansa, herkesin aklında ve hissiyatında yer etmiş olan mevcut değerler üzerinden “sözde” tasarım yapmak işin tartışılmadan ve de kolay yoldan bir yerlere gelmesini sağlayabiliyor. Ancak üzerine bir çok anlam yüklenmiş olan ve bunun için yüzyılların geçmesi gerekmiş olan şeylerin üzerinden tasarımlar, belki bir başka deyişle manipülasyonlar yapmak ancak ilim sahibi ya da hassasiyeti olan insanların fazla itina göstereceği ya da ellerinin titreyerek değebileceği bir alan (belki de hiç değmeyeceği). Ancak modernleşme uğruna her türlü modernizasyon kutsanıyorken, birçok geleneksel ve dini olgu kırış kırış edilebiliyor. Çünkü akla ilk gelen bu.

Mimarideki bu durum ile ortak kaderi paylaşan alanlardan birisi de giysi tasarımı denebilir. İslama göre kadının gizlenmesine yardımcı olan elbise ya da elbiseler bütünü şıklaştırma adı altında bir çok oynamaya maruz tutuluyor. Tıpkı kubbe gibi… Son aylarda ise ortaya tesettür modası adı altında dergiler çıkmaya başladı. Ve bu dergilerden biri (âlâ dergi-“a” ların şapkası da oldukça manidar!) New York Times gazetesinde görünecek kadar tanındı. Sizce sebebi ne olabilir? Elbette başarılı olması filan değil. Başarılı değil diyoruz çünkü derginin bir başka tasarım disiplini olan grafikle olan ilişkisi o kadar başarısız ki kapaktaki büyük kelimeler okunamayacak derecede karışık. Oysa moda tasarım ve grafik tasarım birbiri ile sıkı ilişkisi olan iki disiplin.

Bu dergi “başarılı” (sansasyonel) oluyor çünkü oynanmamış saf bir değer ya da değerler silsilesine parmağını sokup karıştırıyor. Çekip büzüştürüyor. Böylelikle Uğur Bey’in de kubbe üzerinde oynayanlar için dediği gibi; bir çok anı, değer ve de önemi kullanarak kolaylıkla görünür kılıyor kendisini. Bunu yaparken de mevcut olanın yetersiz olduğundan, “tasarlanmamış” olduğundan dem vuruyor. Oysa “tesettür” sadece şekil ya da görüntüden ibaret olmayan; içeriğinde bir çok dini, felsefik düşünüşü, değeri barındıran bir alan. Yani üzerine basarak yürümenin büyük hassasiyet istediği bir yer.

 

âlâ dergi kapağı.

“Başarıya” aç ve de pek de çalışmaya hevesi olmayanlara duyurulur, daha çok kubbe var, buyrunuz yere koyunuz.

sdmimproje