I.

Aklın moda olduğu dönemler… Allah’ın ve dinin sürekli eleştirildiği, abartılı Star Wars hayranlığının, I Phone vb. teknolojilere tutsaklığın ya da nefsin basit isteklerinin putlaştırılmasının eleştirilmediği bir dönem.

Aklı göklere çıkartan batı karşısında -ki bir dönem Fransa’da akıl tapınıkları inşa edilmeye kalkıldı projeleri bile çizildi.- yenilen müslümanlardan bazıları bu furyaya katılmakta gecikmeyip “reform”un yolunu tuttular. Akılla her şeyi çözmeye kalktılar. Ancak bu yöntem yüzünden buldozere binmek zorunda kaldılar. Zira din daha baştan aklın alamayacağı bir yerden geliyordu.

Elbette akılla da yaklaşılmalı İslam’a. Ancak şu da bir gerçektir ki insan salt akıldan oluşan bir varlık değil. Gerçek bir din de sadece bir yöne hitab etmez.

Bununla birlikte, İslam dünyasının geçmişine baktığınızda bugünki anlamda bir akıl ve spiritüel dünya ayrımı göremezsiniz. Bu ayrım modern dünyanın bir “hediye”sidir. Bu bağlamda dinlere batıdan bakmak (salt akılla) asla onları tam manasıyla anlamaya yetmeyecektir.

II.

Akılcıların en çok itiraz ettikleri noktalardan biri müslümanların ölmüş insanlarla olan ilişkisine dairdir. Örneğin “yetiş Geylani” diyen biri akılcılar için tam bir “aptal”dır. Aptaldır çünkü akılla bakıldığında örneğin namaz da akıllı işi değildir.

Bugün bir tartışmada “Marks şöyle der, Camus ve Sartre buna itiraz etmiştir, Heidegger konuya şu biçimde yaklaşmıştır” gibi ifadeler saçma görünmez. Evet görünmez çünkü “akıl tanrısı” buna saçma demez.

Doğu’da ve Batı’da önemli bir ayrım vardır. Doğu’da insan kitaptan daha kıymetlidir. Şöyle ki, Doğu insanı kendi içinde yücelmeye çalışır, kendisiyle (nefsiyle) harb halindedir. Sürekli üretim “pırtlatma” derdinde değildir. Dünyayı kirletmek istemez. Sinema, roman yapıp başka hayatları gözetlemez hele arkasından bunları dünyada bırakmak hiç istemez. Gerçek kâmil doğulu “ben” diye ortaya çıkma derdinde değildir. Batılı sanatçılar gibi birey olarak farklılaşma peşinde değildir.

Batılı kitaplara gömülür oysa Doğu’da intisab vardır.

Bu bağlamda konuşurken Marks’tan bahseden bir Batılı’nın yaptığı kendi içinde tutarlıyken bir müslümanın da “yetiş Geylâni” demesi tutarlıdır. Aklı baş köşeye oturtmamış, Batılı’ların deyimiyle var olan spiritüel bir dünya için şahs-ı manevi çağırmak çok doğaldır.

Belki örnek tam yerinde olmayacak ama meseleyi illa aklıyla kavramanın peşine düşen kişiye söylüyoruz: Batının kitapları varsa doğunun şahısları vardır. Yani sen “Nietzsche şöyle demiştir” dersin o da “imdad eyle şeyhim” der.

Aklı çıkarıp atmayalım ama kafa fenerinin ışığı da bir güneş değil azizim.

 

bkz. Ahmet Hamdi Tanpınar 1949′da ne dedi?

bkz. Uyanın, İsa Çarmıha Gerilmedi!

bkz. Fazla Batı Batı Diye İnlememeli Adamı Hadım Ederler Maazallah (+18)

bkz. Erkan Oğur 2011′de ne dedi?

sdmimproje