Kısa zaman önce bir arkadaşım ile enerji mimarı Çelik Erengezgin’i evinde ziyaret ettik. Gittiğimiz ev Bursa’nın bir köyündeydi, uzaktan sıradan bir ev gibi görünse de yaklaştıkça merakımızı ve inceledikçe şaşkınlığımızı gizleyemedik. Çelik Bey’in makalelerini okuyanlar, güneşe, suya ve rüzgara ne kadar önem verdiğini bilirler. Güneş enerjisi ile evin içerisine bedava elektrik, sıcak su ve sıcak hava sağlanıyordu. Doğrusu, etkilendim ve kendimi sorumlu hissetmeye başladım. Çünkü önceden düşündüğüm bu şeylerin uygulanabilir olduğunu gördüm. Artık bunlardan haberdar olan bir mimar olarak, doğayı görmezden gelen betonlaşmış zihinlerin arasında kaybolmamalıydım.

Saygı duyduğum bir mimarlık ofisi tarafından inşa edilen kanser araştırma merkezinin proje tanıtımını okurken, ‘hasta tedavisinde fiziksel yapı ve tabiatla kurduğu ilişkinin önemi’ kısmında, ‘mevcut yapılardan daha az katlı ve gün ışığını maksimum düzeyde bünyesine alan yapı’ şeklinde bahsedilmesi ilgilimi çekti. Aslında alıştığım bir durum olsa da eleştirme huyumu bırakamadım, binaların tabiatla ve insanla kurduğu ilişkinin bu şekilde ele alınması yeterli midir? Ülkemizde bir yapının ne kadar nefes aldığı, kullanılan malzemelerin insan sağlığı için ne kadar sağlıklı olduğu vs. yani tabiatla kurduğu ilişki üzerine ne kadar kafa yoruluyor? Yurt dışında bu alanla alakalı ‘halk sağlığı mühendisliği(public health engineering) mesleği varken, ülkemizde ise tıp mesleğinin en az bilinen branşıdır.. öyle ki tıp mesleğinde dahi pek ilgi görmemiştir..

Neyse.. biz ‘güzel’ tasarımlar yapalım, göğe bakalım, kürk mantolu madonna ile kahve fotoğrafı atalım felan…

Bir süredir suyun hayatımdaki önemini düşünüyor ve araştırmalar yapıyorum. İncelediğim verilerden anladığım şu ki; bizler suyu fütursuzca kullanıyor ve değerini bilmiyoruz. Ülkemiz, üç tarafı denizlerle çevrili olsa da göründüğü gibi su zengini bir ülke değil; su sıkıntısı çeken bir ülke konumundadır. Su krizi gelmeden, mevcut durumu farkına varmalı ve gerekli çözümleri uygulamaya koymalıyız. Bu yazımda sizlere suyun öneminden ve uygulanmasında fayda gördüğüm yağmur suyu toplama sistemlerinden bahsedeceğim.

Esasında bu bir makale çalışması tadında.. fakat makaleler epeyce akademik üslup kaygısı taşıdıklarından, genellikle pek sevimli bulmuyorum. Bense işimi ciddiye alıyorum ve bir klima kullanım kılavuzu üslubu kaygısı taşıyorum.

SINIRLI SU.. STRATEJİK SU..

Zaruri ihtiyacımız olan su, sınırlı bir doğal kaynaktır.  Sınırlı olması sebebiyle, stratejik olarak ele alınması gerekir. Suyun hatalı kullanımı ve kontrolsüz sanayileşmenin olumsuz etkisi, dünyada meydana gelen su sorununu şiddetlendirmektedir ve buna ‘yaklaşmakta olan su krizi’ diyebiliriz. Bu sebeple su döngüsündeki dengeyi korumak ve suyu iktisatlı kullanmak için bazı mevcut ve yeni stratejileri, toplumsal olarak benimsemek ve uygulamak gerekiyor. Eğer bunu başarabilirsek mevcut durumu hem yerel hem küresel ölçekte değiştirebiliriz.

BAZI RAKAMLAR.. (genel kültür niyetine sabah-akşam aç karınla)

-Türkiye, sanılanın aksine, su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen 1.519 m³’lük su miktarı ile “su sıkıntısı çeken” bir ülke kabul edilmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK), Türkiye nüfusunun 2030 yılında 100 milyona ulaşacağını ve kişi başına düşen su miktarının 1.120 m³/yıl olacağını öngörmektedir. Yani artan nüfusu, gelişen ekonomisi ve büyüyen kentleriyle Türkiye, “su fakiri” olma yolunda ilerlemektedir.

-Türkiye’de kanalizasyon şebekesi ile toplanan atık suyun %40,4’ü denize, %48’i akarsuya, %2,8’i baraja, %1,8’i göl-gölete, %0,5’i araziye ve %6,5’i diğer alıcı ortamlara deşarj edildi. (Belediye Atıksu İstatistikleri, TUİK, 2016)

-1970 yılından bu yana tatlı su kaynaklarına bağlı olarak yaşayan canlı türlerinin %37’si yok olmuştur. Bu canlıların varlıklarını sürdürebilmeleri için yeterli miktarda ve temiz suyun bulunması şarttır. (Yaşayan Gezegen Endeksi, WWF, 2012)

BEYİN BEDAVA, YA SU?..

Dünya üzerinde kurak bölgelerdeki susuzluk sebebiyle gerçekleşen ölümlere baktığımızda,’âb-ı hayat'(hayat suyu) ifadesinden de anlaşılacağı gibi su, varlık ile yokluk arasındaki işarettir. Bernd Mueller, “Bütün insanlığın su, enerji ve gıdaya bedava erişebilmesi mümkündür.” söyüzle bana ilham vermiştir. Peki suyu nasıl ele alacağız?

İngilizce’de “rainwater harvesting” ismiyle geçen, Türkçe’de ise “yağmur suyu hasadı” şeklinde karşılık bulan bu yöntem, yağış sularından maksimum fayda sağlayacak stratejiyi geliştirmeyi amaçlar. Su hasadı yöntemi, yağmur sularının ve yüzey akışa geçen suların toplanıp biriktirilmesi, bitkisel ve hayvansal üretim için gerekli olan suyun temini ile evsel tüketim için gerekli suyun sağlanması olarak tanımlanabilir.(1)

Bu yöntemde, çatı yüzeyine düşen yağış toplanmakta, yağmur olukları yardımıyla toprak yüzeyindeki bir tanka ya da yer altındaki bir depoya aktarılmakta ve burada depolanmaktadır (Şekil-1).

Şekil -1

Günümüzde önemli miktarlara ulaşan su ihtiyacı söz konusu iken, yağmur suyunu değerlendirmeyip, her ihtiyacımız için içilebilir şebeke sularının kullanılması ciddi bir kayıptır. Üstelik yağmur suyu temizdir ve bu temiz suyu doğrudan kanalizasyonlara akıtmak da bir kayıptır. Üstelik tahliye edilemeyişi neticesinde ortaya çıkan taşkın ve sel felaketleriyle büyük hasarlara sebep olmaktadır. Can ve mal kayıplarıyla birlikte büyük ölçekte hem çevresel hem de ekonomik zararlar ile sonuçlanmaktadır (Şekil-2).

  Şekil-2

Halbuki depolanan yağmur suyu, wc rezervuarı(sifon sistemi), bahçe sulama, temizlik-araç yıkama ve çamaşır yıkama maksadıyla kullanılabilir (Şekil-3). Dermatolojik araştırmalar, yağmur sularının ev işleri için de kullanılabileceğini göstermiş; yağmur suyunda yıkanmış çamaşırlar ile içme suyunda yıkanmış çamaşırlar arasında bakteriyolojik açıdan hiçbir farklılık olmadığı tespit edilmiştir.(2)

 (Şekil-3)

Basit bir örnek vermek gerekirse, çatılardan toplanan yağmur suyunu, sifon sistemleri için kullandığımızda, nasıl bir sonucun ortaya çıkabileceğini kabaca hesaplayalım.

-Her katta 4 dairenin bulunduğu, 5 katlı bir apartmanı ele alalım. Türkiye’de bir hane ortalama 4 insandan oluşuyor. Yani bu apartmanda 80 kişi + 4 kişi (apartman görevlisi) yaşıyor.

-Bu apartmanın çatı alanı 600 m2 olsun.

-İstanbul’un yıllık ortalama yağış miktarı 817.4 mm/m2 = 817.4 L

-Bir yılda çatıya yağan su miktarı 817.4 x 600 = 490.440 L / yıl

-Yağış düzensizliği, depo doluluğu, çatıdan seken su, farklı oluk sistemleri ve kaçaklar vs. hesaba katmak üzere çıkan rakam 0,75 emniyet katsayısı ile çarpıldığında,

-490 x 0,75 = 367.500 L / yıl (yıllık depolanan yağmur suyu)

-Bu depo sifon sistemlerine bağlandığı takdirde,

-Türkiye’de haneye düşen insan sayısı 4 kişidir, ve ortalama bir kişinin evde günde 5 kez sifonu çektiği düşünürsek, bir sifon 4,5L su demektir. Bir kişi günde 5 x 4,5L = 22,5L sifon suyu kullanıyor.

-Bir apartman için, 84kişi x 22,5L = 1.890 L  (apartmanın günlük wc rezervuarı suyu tüketimi)

-367.500L / 1.890L = yılda 194 günlük sifon suyu demektir.

Aslında 194 günlük şebeke suyunu kurtardığımız gibi, 194 günlük yağmur suyunu da değerlendirmiş oluyoruz. Yani, aslında bu rakamın iki katı kadar tasarruf söz konusu.

Bu hesap Türkiye ve İstanbul’un ortalama rakamları üzerinden yaptığım bir hesap olmakla beraber, her bölgede apartman büyüklüğü ve insan yoğunluğunun aynı olmadığı aşikardır.

Çıkarılması gereken fikir bence şu olmalıdır:

-Eğer bu sistemi bütün yapılarımızda uygulayabilirsek şehirlerimizde meydana gelen sel felaketlerini önleyebiliriz.

-Dolayısıyla sel felaketlerinde meydana gelen can ve mal kayıplarını önleriz.

-Sel felaketlerinin ekonomik zararlarından kısmen tasarruf ederiz.

-Barajlarımızın yükünü hafifletiriz.

-Suya bedava ulaşırız.

-Depolanan su yer altında olacağından, toprağın doğal ısısı(+15 °C) ile ısınan su sayesinde bina içerisinde kış aylarında doğal ısıtma ve yine yaz aylarında da doğal soğutma sağlanabilir.

-Bu sistem, tarım arazilerinde ve seralarda gerçekleştirildiğinde kış aylarında toplanan su depolanarak, yaz aylarında sulama için kullanılabilir (Şekil-4).

 (Şekil-4)

Son olarak, su sadece insanların yaşam kaynağı değildir ve insanların tükettiği su yüzünden farklı ekosistemlerdeki pek çok canlı da su sıkıntısı çekmektedir. Şu an besin zincirinin filan halkasındaki canlıya su ulaşmadığında sadece o canlıyı kaybederiz, fakat su, besin zincirinin en alt basamağındaki bitki örtüsü ile buluşamadığında hepimiz kaybedeceğiz. Ayrıca su, sanayide de kullanılmaktadır, buna ise sanal su denmektedir. Su uzmanları ihracat-ithalatı dahi ‘sanal su’ ticareti olarak tanımlarken, su krizi başladığında, suya sahip olan ülke güçlü olacaktır. Yani güçlü bir ülke olmanın bir koşulu da suya sahip çıkmaktır. Yapmamız gereken, suyun hayatımızdaki önemini anlamaktır ki bunun en etkili yolu, susuzluğun sebep olduğu sonuçların idrakine varmaktır. Buna ek olarak bizler de birey olarak kendi evlerimize yağmur suyu toplama sistemlerini kurarak kendi bağımsızlığımızı elde edebiliriz.  Daha sonra, su için uygulanabilecek tasarruf yöntemlerini toplumsal olarak benimsemek gerekir. Bunlar gerçekleştiği takdirde devamının da geleceğine inanıyor ve yazımı burada noktalıyorum. Teşekkür ederim.

Bir evde yağmur suyu toplama mekanizması.

Su Hasadının Kullanımına Dair Örnekler

 

Akif Emre TAŞDEMİR – SDMIM PROJE

KAYNAKLAR

Mengü G., Akkuzu E., 2008. Küresel Su Krizi ve Su Hasadı Teknikleri. ADÜ Ziraat Fakültesi Dergisi; 5(2): 75-85

Tanık A., Su Kaynakları ve Kentler Konferansı Kahramanmaraş 25-27 Ekim 2017

Aksungur, N. ve Firidin, Ş. 2008, Su Kaynaklarının Kullanımı ve Sürdürülebilirlik, SUMAE Yunus Araştırma Bülteni, 8:2.

Anaç S., Özçakal E., Mengü G., Virtual Water Concept and İmportance in İrrigation Management, Ege Üniv. Ziraat Fak. Derg., 2011, 48 (2): 159-164

www.mgm.gov.tr