Genel olarak Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da konut alacakların dikkat edemeyeceği şeylerden bahsetmek niyetindeyiz.

Devingen bir; el değiştiren konut, yıkılan konut, inşa edilen konut, ofis olan konut, konut olan ofis hareketimiz var. Bu sebeple görsel ve yazılı basında sürekli olarak konut alırken dikkat edilmesi gerekenlerden bahseden haberler vardır. Tıpkı yeme kültürü, sağlık ve cinsellikle ilgili haberler gibi. Bu tarz haberler ilgi gördüğünden özellikle internet medyasında bolca tık alması adına sürekli bulunur. Böyle haberlerin ilgi görmesinin sebebi basittir. Bir olay doğrudan doğruya ne kadar insanı ilgilendiriyorsa o kadar ilgi görür. Örneğin herkes yemek yer ve hemen herkes kilosundan ya da sağlığından şikayetçidir!

Yemek ve cinsellik üzerine haberlerin bu kadar ilgi çekmesi doğal. Peki konut alımı ve kiralanması ile ilgili haberler neden bu kadar ilgi çekiyor?

Sebep aynı. Özellikle İstanbul’daki insanların büyük bölümü konut alımı, satımı, kiralanması gibi işlerle doğrudan doğruya ilişkili. Bir başka deyişle toplumun büyük kısmı sürekli hareket etmekte, ve yine büyük bir kısım da bu durumdan para kazanmakta.

Türkiye toplumunun şehirde şöyle rahat bir nefes alıp da yerinde oturamamasını göçebeliğe bağlayıp kaçmak bizce yanlış bir tavır olur. Çünkü bildiğimiz göçebe kültür çok daha farklı paradigmalarda şekillenir. İstanbul içi hareketlilik bize kalırsa geleneksel göçebelilikle akrabalıktan ziyade başka sebepleri olan bir durum.

Konutun metalaşması ya da yere bağlanamamak gibi problemler başka ve çok daha uzun bir yazının konusu olabilir. Ancak biz şimdi bir kullanıcının ev alırken dikkat edemeyeceği şeylerden bahsetmek istiyoruz.

Mezkur basında konut alırken dikkat edilmesi gerekli konularda, büyük çoğunlukla alınacak evde nasıl insanca yaşanacağı ya da mutlu olunacağına dair öneriler yerine, cüzdana uygunluktan ve resmi anlaşmalardan ya da kredi imkanlarından bahsedilir. Oysa ev üzerine hayal kurmayı gerektirmez mi?

Biz trafikten ya da park sorunundan o kadar dertliyizdir ki, ulaşımı rahat olan bir yer yaşamaya değer görülür. İyi de ev bir trafik nesnesi olmayı hak ediyor mu sizce?

Ev mesela korna sesinden kaçacak bir yer olmayı hak eder. Evin, mutlu olmayı, aile ile hoşça vakit geçirmeyi, günün dertlerinden uzaklaştırmayı, kişinin kendi eliyle diktiği bitkinin büyüdüğünü görmesini, kimseyi rahatsız etmeden gecenin bir vakti müzik yapabilmeyi sağlaması gerekir. Evin içinde yaşayan aileye has olması ya da en azından diğer bütün konutlara  benzememesi, basit bir prototip olmaması, güneşi karşılaması ve uğurlaması, hava ile doğru ilişki kurması, bilmem kaçıncı katta olmadan yer ile ilişki kurması, tekerlek kokulu otopark ile doğrudan ilişkili olmaması vb. gerekir.

Konut tercih edilebilmelidir. Türkiye’de tercih hakkından yoksunsunuzdur. Kısaca saydığımız ve daha da arttırılabilecek özelliklerde bir ev seçemezsiniz.

Ölene kadar idareten yaşamak…

Ne yazık ki bir yere yerleşmekten ziyade idare ediyoruz gibi bir durum var. Başka bir yere yerleşene kadar idare ediyoruz. Ve sonra tekrar başka bir yere…

Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da maatteessüf konut edinirken dikkat etmeniz gereken bir çok şeye dikkat edemezsiniz, çünkü dikkat edilmesi gereken özellikler mevcut değildir.

sdmimproje

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na açık mektup